Alphan Manas
13 Nisan 2012 Cuma
Bana Açılan Internet Davasındaki Gelişmeler

Şahsıma açılan internet davası benim canımı sıkmıştı ve bunu blogumda geçenlerde haber yapmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=1490
Davanın nedeni komikti: İnternet üzerinde yapılan araştırmada Google arama motorunda “Emin Hitay” ismi ile arama yapıldığında Alphan Manas’a ait olduğu düşünülen …. isimli internet sitesinin birinci arama sonucu olarak ortaya çıktığı bu internet sitesine girildiğinde ise Müvekkili Teknoloji Holding A.Ş.’nin internet sitesinin kopyalandığı iddia edilmektedir.”.
Ama durum bana dün gelen yeni bir dava dilekçesi ile daha da komik bir hal almış bulunuyor. Çünkü artık olay “Tespit Davası” olmaktan çıkıp “Manevi Tazminat Davası” haline dönüşmüş (Dava dilekçesinin tümü için Tıklayınız). İstenen tazminatlar çok cüzzi ama dava sonucu oluşacak kararın ülke çapında yayınlanan en yüksek trajlı üç gazeteden birinde yayınlanma isteği için söylenecek söz kalmamış.
Kapanmış bir Teknoloji Holding’in ve iştigal sahası benimle bağlantılı olmayan eski ortağımın avukatları dava dilekçesinde “Davalının buradaki amacı müvekkilerimizin ticari itibarından yararlanmaktır. Arama motorlarında bir sitenin ilk sıralarda yer alması kendiliğinden gerçekleşen bir durum değildir. Müvekkillerimizin adı yazıldığında ilk çıkan sayfalardan birinin davalıya ait site olması, davalının özel bir çabası ve davranışı sonucu gerçekleşmektedir.” demiştir. Davalının (yani benim) tek özel çabası çok çalışkan ve üretken olması. Bu da onun (yani benim) piyasada yakından tanınmasını sağlıyor. Ayrıca kapanmış olan ve şahsımdan tek bir satır bile bahsetmeyen bir Teknoloji Holding’in eski web sayfasına kişilerin benim aracılığımla ulaşmasının bana getireceği ticari itibar ne olabilir ki?
Ben olayı eski ortaklar arası yaşanan tatsızlığı ortaya koymaktan ziyade aslında Türkiye’deki Bilişim Hukuku konusunda olduğu yere çekmek istiyordum. Ne yazık ki Türkiye’de Bilişim konusunda tecrübeli avukat sayısı yok denecek kadar az. Konunun teknik yetkilileri ne diyorsa konudan bihaber avukatlarımız da onu dava dilekçesi haline getiriyorlar.
Ben eski yazımda “Benim 18 yıl “Teknoloji Holding” de ortaklık yaptığım bir insanın bana dava açması beni hem üzdü, sonra da düşündürdü. Çünkü dava konusu “Teknolojik” bir konuydu” demiştim. Yani Teknoloji ile uğraşan bir kişinin düşmeyeceği bir hataydı. Ama baktım ki eski ortağım yazımın başındaki küpürde görülen Sabah gazetesinin Magazin eki Günaydın’daki 10 Aralık 2010 tarihli haberine göre artık “Emlak Komisyonculuğu” işiyle iştigal etmeye başlamış. Kendisinin teknolojiden çok uzaklaştığı için bu hataya düştüğünü haberi görünce anladım. Birde avukatlar bu işin içine dahil olunca ortaya “Aşure” formatında bir dava çıkmış oldu.
Ortaklar ayrılırken şirketleri paylaşmıştık. Eski ortağım bana ayrılma esnasında “bugüne kadar tüm iş geliştirmeyi sen yaptın, dolayısıyla tüm bilgi birikimi sende. Ben bu yüzden Teknoloji Holding’i istiyorum” demişti. Ben de kendisine hak vermiş ve “Teknoloji Holding” ismini ona bırakmıştım.
Eski ortağımın uzun süren pazarlık ve ısrarlarla aldığı Teknoloji Holding’i 2010 yılı içinde kapayıp (Steve Jobs 1985 yılında Apple’ı terk ettikten sonraki yıllarda Apple vizyonunu kaybetmiş, ne yapacağını şaşırmıştı. Apple’ın isim değiştirmek gibi bir lüksü yoktu tabii) yerine kendi soyadını taşıyan bir şirket kurması, imzasının sadece şirketin hukuki sözleşmelerinde olduğu projeleri yeni şirketine mal etmesi beni üzmüştü. Ben de biraz da kırgınlıkla Teknoloji Holding’i sanal olarak yaşatmak için herkesin internet’de ulaştığı bilgiyi bloğumda yer vermiştim: (http://www.alphanmanas.com/?p=348) Ama anladım ki, eski ortağım hem teknolojiden hem de anlayıştan uzaklaşmış görünüyor. Nostalji de bir yere kadar. Ben mirasyedi değilim ki? Zaten mirasyedi olmanın zararlarını daha önce “Mirasyedi Olmak” adlı yazımda anlatmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=661. Durum böyle olunca Teknoloji Holding benim bloğumda da kapanmış oldu. Allah Rahmet Eylesin. CASE IS DISMISSED… Ama bu traji-komedi basında da yer almaktan kurtulamadı (Haber için Tıklayınız).
Kategori: Haberler -
December 13, 2010
ESL (Elektronik Raf Etiketi) Tarihi ve Türkiye’nin Mahkus Kaderi

ESL (Electronic Shelf Label – Elektronik Raf Etiketi) 2000’li yıllardan önce benim çok yakından izlediğim bir Pazar olmuştu. O zamanlar Internet yaygın olarak kullanılmadığı, dolayısıyla firma/ürün bilgileri bizlere bugünkü hızda ulaşamadığı için, fuarlar bizler için tek bilgi kaynağıydı. Ben bir fuar ve konferans kurdu olarak bu pazarı çok yakından takip ediyordum. Yıllar 1997’yi gösterirken pazardaki oyuncu sayısı hakkında çok fazla bir fikrim yoktu. O günkü bilgilerime göre İsveç’li Pricer ve İsrail’li ELDAT’ı tanıyordum. Pricer RF (Radyo Dalgaları) ile bilgi iletişimi gerçekleştirirken ELDAT ise IR (Infrared) teknolojisi ile bilgi iletişimini gerçekleştiriyordu.
İsveçli Pricer ABD’de Nasdaq’da halka açık olarak ESL (Elektronik Raf Etiketi) konusunda en başarılı olan firma oldu. 1991 yılında kuruldu ama ilk mağaza kuruluşunu 1996 yılında Metro mağazalarında yaptı: http://www.pricer.com/templates/Page.aspx?id=86. Şu ana kadar 40 ülkedeki 200 mağaza zincirinin 5,800 mağazasında 70 milyona yakın ESL kurdu ve bu sayı ile dünya pazarının %55’ine sahip oldu.
İsrail’li ELDAT 1993 yılı sonunda savunma sistemleri için iletişim teknolojileri geliştirmek için kurulmuş, daha sonra yönünü ESL (Elektronik Raf Etiketi) tasarlayıp üretmeye çevirmiş bir firmaydı. İlk mağaza kuruluşunu da 1996 yılında yapmıştı. Teknolojisinin çok kabul görmemesi, iç pazarının güçlü olmaması ve uzak pazarlara erişimde başarılı olamaması nedeniyle Nisan 2006 da $40 milyon’a Pricer tarafından satın alındı: http://www.sevanco.net/news/news_pfv.php?id=1013. Satın alınma nedeni biraz da müşterilerine Pricer’ın sahip olma isteğiydi. Böylece Pricer firması bu satın alma ile Pazar payını bir anda büyütüp satın alma ile harcadığı paranın fazlasını borsadan piyasa değerini arttırıp kazanmış oldu.
Yıllar geçtikçe tabii başka ülkelerin ve firmaların varlıklarından haberdar olduk.
Ishida firması 1998 yılında çıkardığı ürünle Japonya’daki ilk ESL (Elektronik Raf Etiketi) üreten firma oldu: http://www.ishida.com/company/history.html
Avustralya’ya gelince, ILID firması ilk test uygulamasını 1998 de 40,000 ESL (Elektronik Raf Etiketi) ile yapmıştı: http://www.hotfrog.com.au/Companies/ILID-Electronic-Shelf-Labels. Aynı firma 2009 yılında $715 milyon ciro yaparken 4,200 çalışanı bulunuyor: http://www.ilid.com.au/about-us.php. İşin ilginç tarafı ise ILID sadece ESL (Elektronik Raf Etiketi) işi yapıyor. Gartner’ın 2009 yılı raporuna göre ILID, IBM ve Accenture’un arkasından Avustralya’nın en büyük ve en başarılı firması olarak gösterildi.
Kanadalı Telepanel firması 1995 yılında ESL (Elektronik Raf Etiketi) tasarlamaya karar verdiğinde Royal Bank Capital Corp. Aracılığıyla $3 milyon’luk tahvil ihraç ederek bunu başarmıştı: http://findarticles.com/p/articles/mi_m0EIN/is_1995_June_16/ai_17061152/ Şimdi Telepanel firması IBM ile işbirliği yapıyor ve IBM’in satış kanalını kullanıyor.
ABD’li ERS (Electronic Retailing Systems International, Inc.) firması (15 Temmuz 1998 yılında ilk ESL (Elektronik Raf Etiketi) satışını Stop & Shop süpermarketlerine yaparak ESL pazarına adım atmıştı: http://www.highbeam.com/doc/1G1-50168515.html
NCR, ESL (Elektronik Raf Etiketi) ürünü RealPrice’ı uzun süre destekleyerek satmaya çalışmasına rağmen istediği fiyat hedefini tutturamayınca üretimini 2008 de durdurdu.
Pazar bakıldığında ESL (Elektronik Raf Etiketi) kuruluşlarının 1997 yılından itibaren dünyada duyulduğunu görmek mümkün oldu. Ben bu pazarın çok önemli olduğuna karar vererek 1998 yılı sonundan itibaren ürün geliştirmek için çaba göstermeye başladım. Türkiye’de böyle bir tecrübe ve istek ile karşılaşamadım. Yönümü yurt dışına çevirip AMR (Uzaktan Sayaç Okuma) teknolojisini beraber geliştirdiğimiz İngiliz teknoloji ortağımız ATL’e gözümü çevirdim. AMR (Uzaktan Sayaç Okuma) ve İngiliz ATL firması ile ilgili tecrübelerimi ekteki link’de görebilirsiniz: http://www.alphanmanas.com/?s=Sayot
ATL hemen bir çalışma yapıp benimle paylaştı (Maili görmek için Tıklayınız). Fiyat ilk etapta gerçekten çok iyiydi. İki rakibin satış fiyatları çok yüksekti ama biz bir marka değildik ve Türkiye gibi Mağaza Otomasyon pazarının gelişmediği bir ülkede bulunuyorduk. Daha önemli olan kusurlarımız vardı örneğin: İş Melekleri (Melek Yatırımcılar), Risk Sermayesi ve Girişim Sermayesi yoktu. İsrail gibi savunma sanayi desteklenmiyordu. Daha da kötüsü savunma sanayi devi olan Mehmetçik Vakfı’nın sahip olduğu 4 firma, rakip oluşmasın diye küçük firmalara yaşam hakkı da tanımıyordu (sağolsunlar hala öyleler). Peki ben hangi cazibemi kullanarak fon yaratıp bu işe girebilirdim? Diyorum ya hep: “İzmir değil de Mountain View’da (Google’un merkezinin bulunduğu silikon vadisi şehirlerinden biri) doğmuş olsaydı durumum farklı olur” diye. İnanın haklıyım. Ama ülkemi artık terk etme niyetim de yok. Ya bu ülkeyi adam edeceğiz, ya da edeceğiz. Başka yolu yok.
Habertürk gazatesinde 20 Eylül 2010 da Kutlu Esendemir imzası ile yayınlanan röportajımda (Röportaj için Tıklayınız) “Türkiye katma değeri arttırmak için teknoloji devrimi yapmalı” demiştim. Çok haklıyım ve bu haklılığım da bu ülke hızla büyür (GSMH), bu büyüme yüksek cari açık ile sürdürülür, Çin gibi ülkeler yarattıkları cari fazla ile ülkelerin kendi ülkeleri dışındaki yatırım toplamının %7’sini alarak büyümeye devam ederlerse, Türkiye’nin meşhur 2023 yılı hedefi ne yazık ki “Teknoloji Sömürgesi” olmak olacaktır.
Biyodizel Geliyor Ne Yapıyoruz?
Sizlerle yakın zamanda yeni yatırmımız olan www.prolooil.com hakkında bilgi paylaşmıştım: http://www.alphanmanas.com/?p=2286 Paylaşım sonrası gerçekten çok güzel yorumlar ve eleştiriler aldım. En önemli eleştiri ise “Edible
(yani yemeklik olarak kullanılan) yağları kullanmanın bu projeyi
çevrecilikten uzaklaştırdığını ve bu yağların fiyatlarının petrol
fiyatlarından daha fazla hızla artması nedeniyle bizim uzun dönemde yara
alacağımızdı”. Hatta arkadaşım benim ileriyi gören bir kişi
olduğumu bilmesine rağmen, bu hatayı nasıl yaptığımı da sorgulamıştı. Bu
yorumu yapan arkadaşımı gerçekten kutluyorum. Çünkü kendi varsayımının
doğruluğu paralelinde çok haklı. Ama bilmediği birşey var ki, biz
üretimde kesinlikle yemeklik yağ kullanmayı planlamıyoruz. Aslında 3
tane hedef yağımız mevcut: Jatropha, Aspir ve Jojoba.
İlk 2 yağ konusunda oldukça tecrübeli olan DB Tarımsal Enerji firması
sahibi Ahmet Türkman ile iletişimim oldu. Kendisinin web sitesini de
buraya ekleyerek bilgileri paylaşmak istiyorum: http://www.dbtarimsalenerji.com.tr/YagliTohum
Yukarıda adı geçen her 3 bitki Biyodizel
üretimi için çok uygun. EPDK 2014 yılı başından itibaren Petrol Dağıtım
Firmalarına Mazota %2 nispetinde yerli üretim tohumdan mamül biyodizel
karıştırma zorunluğu getirdi. Durum böyle olunca halkımızın aklı “hemen yağ üreteyim, bildiğim yolla üreteyim”
şeklinde çalışmaya başladı. Hali hazırda Türkiye’de bitkisel sıvı yağ
üretimi iç tüketimi karşılayamamakla beraber toplam tüketim 2.4 milyon
ton/yıldır. Tüketimin 2/3 ü yani 1.6 milyon ton her yıl ithal edilmekte
ve karşılığında 3 milyar USD döviz ödenmektedir. Tarım Bakanlığı
üreticiye yağlı tohum üretimini desteklemek amacıyla yılda 1.3 milyar TL
ödemektedir. İç piyasada yağlı tohum kırma kapasitesi 2.6 milyon
ton/yıl olup kurulu kapasitenin ancak yarısı kullanılmaktadır. Bitkisel
yağ piyasasına biyodizel üretimi dolayısı ile gelecek ekstra yük 350 bin
ton/yıl olup her geçen yıl bu rakam 175,000 er ton artarak devam
edecektir. Yağlı tohum bitkileri genellikle sulu tarım yapılan alanlarda
yetişir. Türkiye’de işlenebilir toprakların ancak %10 unda sulu tarım
yapılır. Söz konusu miktarın yarısı şeker pancarı, mısır, pamuk, sebze
ve meyva tarımına ayrılmıştır. Ayçiçeği Trakya, Çukurova, Orta
Karadeniz ve az mikarda Ege bölgemizde yapılmaktadır. Kanola ise tüm
Türkiye’de rekolte 80,000 tonu aşamamaktadır. Yani durum şudur ki, eğer
Biyodizel bitkisel sıvı yağdan üretilirse durum facia olacaktır.
Kıbrıs bile bu durumun farkına varmış ve çevreci yakıt
olarak tanımlanan biyodizelin KKTC’de de üretimi için piyasa
düzenlemelerini tamamlamışlar. Biyodizel üretimine başlanması için
Başbakanlık Müsteşarlığı başkanlığında birçok daire, kuruluş ve
belediyenin temsilcilerinin katılımıyla, Tarım Bakanlığı’na bağlı
Akaryakıt Birimi tarafından hazırlanan tüzükle, ülkede yeni bir sektör
yaratılması yönündeki çalışmalar hız kazanmış. Başbakanlığa bağlı
Yatırım Geliştirme Ajansı (YAGA), Çevre Koruma Dairesi’nin yatırımcılar
için yer belirlemesinin ardından yakında yatırımcılara biyodizel üretimi
için çağrı yapacaklarmış. Hem çevre, hem de ekonomiye önemli katkılar
yapması hedeflenen biyodizel yakıt üretimi için gerekli hammadde ilk
etapta atık yağlardan sağlanacak. Ayrıca, bir sonraki ekim sezonunda,
biyodizel yakıt için çekirdekleri kullanılan yağlı bitkilerden Jojoba
ekimine başlanacakmış. AB’nin biyodizel üretimini özendiren
düzenlemelere sahip olması, üye ülkelerden 2010′dan sonra akaryakıt
tüketiminin en az en az yüzde 5.75′ini alternatif yakıtlardan karşılama
talebi ve KKTC’nin AB’ye bizden daha fazla yakın olması nedeniyle bence
Kıbrıs bu konuda çok hızlı ilerleyecektir. Kıbrıs’ın Jojoba seçimine
paralel olarak Türkiyede de bazı denemeler başlatılmış durumda.
Örneğin Denizli’de tarafından başlatılan projeyle,
Jojoba’nın tohum ıslahı çalışmalarının Ege’de ilk kez PAÜ (Pamukkale
Üniversitesi) tarafından yapılması hedeflenmişti. TÜBİTAK projesi
hazırlanarak bu bitkiden biyodizel tank yakıtı üretimi yapılacaktı. PAÜ
Fen Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, yaklaşık 2 yıl önce, yağı, ağır
sanayi, ilaç ve kozmetik sanayisinde kullanılan, 25 metreyi bulan
kökleriyle de erozyon ve çölleşmeyle mücadeleye katkı sağlayan Jojoba
bitkisinin üretimi ve tohum ıslah çalışması için üretim merkezi
çalışması başlatmıştı. “Denizli İli Topraklarına Jojoba Bitkisi Adaptasyon Merkezi Kurma” projesi
Eylül 2009′da 125 bin TL ödenekle başladı. Daha sonra bitkinin
ekilebileceği yer arandı. Yetiştirileceği bölgenin ekonomik kalkınmasına
da faydalı olacak jojoba için Sarayköy Kaymakamlığı, köylülerin her yıl
kiralayarak ektiği 26 dönümlük tarlayı akademisyenlere tahsis etti. Jojoba Adaptasyon Merkezi
Müdürü ve Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Yeşim Kara ile
öğrencileri ilk tohumları serpti. Tarlanın etrafı ise tel örgülerle
çevrilip girişine “PAÜ Jojoba Adaptasyon Merkezi” tabelası asıldı. Büyük
umutlarla atılan tohumların 12 ila 14 ay arasında ağaç haline gelip
ürün vermesi beklenirken, köylüler büyük hayal kırıklığı yaşamış. Bir
yıl aranın ardından tarla yabani otlarla kaplanmış ve birkaç jojoba
dışında tüm bitkiler çürümüş. Ben israrla bu habere bağlı olarak
Jojoba’nın başarısızlığını ortaya koymak istemem. Ama tohumdaki yağ
oranının düşüklüğü bu yağı benim düşüncemde Türkiye için uygun olmaktan
çıkarıyor. Kaynak: http://www.denizliguncel.com/jojoba. Diğer yandan bu konuda proje geliştirmek isteyen kuruluşlardan Marmara İş Hayatı Dernekleri Federasyonu
Jojobo için bir de proje yaratıp “Proje Meydanına” koymuşlar. Bunu
yaparken Denizlide yapılan çalışmalardan haberleri yok sanırım. Çünkü
yukarıdaki haber Aralık 2011 tarihli: http://www.projemeydani.com/index.php
Aslında Jajoba yağı daha çok kozmetik sektöründe kullanılan antialerjen
bir yağdır. Akneleri giderir. Kırışıklıklarda etkilidir. Kuru ciltleri
nemlendirir. Saç kırılmasını engeller. Sivilceli ve yıpranmış ciltlere
faydalıdır. Ciltteki yanmayı ve dökülmeyi hafifletir. Sporcularda ayak
kremi olarak kullanılır. Saç şekillendiricisi olarak da kullanılabilir.
İltihaplı egzamalarda ve selülit tedavisinde kullanılır. Saça parlaklık
ve yumuşaklık verir. Kuru cildi nemlendirirken, yağlı ciltteki yağı
dengeler. Jojoba yağı, saçı düzgünleştirir. Kepek oluşumunu önler. Cilde
esneklik kazandırarak karın ve bacaktaki çatlakları önler.
Antibakteriyel, anti-inflammatory (iltihap giderici) ve anti
oksidantdır. Göz makyajı dahil olmak üzere yüzdeki makyajı kolaylıkla ve
nazikçe temizler. Doğum sonrası çatlakların önlenmesinde baz yağ olarak
tavsiye edilmektedir.
Türkiye için önemli diğer bir bitki ise Aspir (Safflower)’dir.
Aspir yağlı tohum olup %69.5 yüksek oleic asit içerir. Linoleic yağ
asit miktarı ise 21.4 tür. Aspir kıraç yerlerde sulama istemeden
kuraklığa dayanıklı 90-110 cm boyunda dikenli ve dikensiz çeşitleri
olan, ihtiva ettiği yağ miktarının yüksekliği ve küspesinin hayvan yemi
olarak kullanılması ve ziraatinin geleneksel makinalarla yapılabilmesi
üretici için bir şanstır. Ayrıca tam bir münavebe bitkisidir. Aspir
tohumu eskiden Isparta ve Beyşehir yörelerinde şeker hastası çiftçilerin
kendilerine ilaç olarak ürettikleri bir ürünmüş ve yıllık üretim
miktarı tüm Türkiye’de 30-40 tonu geçmemekteymiş. Dünya’da ABD’de ve
Meksika’da çeşitli araştırmalar sonucu yüksek verimli ve yağ miktarı %45
i aşan Aspir çeşitleri üretildi. Türkiyedeki ortalama verim dekara 180
kilo iken, Meksika’daki tohumdan dekara 600 kg. verim alınmaktadır.
ABD’de ise bu rakam dekarda 750 kg.a kadar yükselmektedir. Tükiye’de
Aspir tarımı 5 yıl evvel 300 dekardayken 2011 üretim yılında bu rakam
100,000 dekara çıkmış. Başarılı bir çalışma ile 2013 yılında verimi ve
yağ oranı yüksek bir tohumun çoğaltılmasıyla 2-3 milyon dekarda Aspir
ekilebilir. Bu durumda Türkiye Biyodizel ihtiyacının neredeyse hepsini
bu bitkinin yağından sağlayabilir.
Jojoba gibi, Türkiyeye uymayan diğer bir bitki ise
Jatropha’dır. Bu konuda 3 yıl Türkiyede farklı tohumlarla bir çalışma
yapılmasına karşın bir başarı elde edilememiş durumda. Jatropha, ağaç
ile çalı arası yeşil yapraklı 2-3 m. boylanabilen normal ömru 50 yıla
varan ve yaşadığı müddetçe meyve veren bodur bir ağaçtır. Meyvesinin
içinde bulunan 2 cm. boyundaki çekirdeğinde %35-%40 oranında yağ
bulundurur. Yağı sofralık olarak kullanılmaz. Zehirlidir ve yağı hiç bir
proses gerektirmeden bioyakıt olarak kullanılabilir olması günümüzde
Jatropha’ya “şahane bitki”
sıfatını kazandırmıştır. Ahmet Türkman Hindistan’dan getirttiği Jatropha
tohumu ile yaptığı ekimin sonuçlarını ve tecrübelerini aşağıda şu
şekilde paylaşıyor:
-
Tuzlu veya taşlı topraklar da dahil olmak üzre her türlü toprakta yetişebilmektedir. Kuraklığa dayanıklı olup çöl şartlarına dahi tolere edebilir.
-
Tropikal ılıman iklimleri sever. Ülkemizde kıyı Ege ve Kıyı Akdeniz yörelerimiz Jatropha tarımı için elverişlidir. Uzun süreli olmayan hafif dona dayaniklıdır. Yağış rejimi 200-2000 mm/yıl olan bölgelerde yetişir.
-
Fide, daldırma (çelikten üretim) ve doğrudan tohumlama suretiyle üretilir. İzmir Torbalı’da konu edilen her 3 çeşit ekim şeklide denenmiş ve başarılı olduğu görülmüştür.
-
Bitkide verimi arttırmak için 2 yıl üst üste 2 kere budama tavsiye edilir. Birinci budama ekimden 7-8 ay sonra bitki 120 cm boya eriştiği zaman yapılır ikinci budama birinci budamadan 12 ay sonra dal adedinin artmasını sağlamak amacıyla yapılır. Her budamada dalların 2/3 ü budanır. Budanan dallar çelik haline getirilir ve gübreli toprağa 20-30 cm.gömülerek 45 gün köklenmesi sağlanır ve daha sonra yerlerine ekilir.
-
Jatropha ekiminden 1 yıl sonra çiçeklenir ve meyve verir ancak birinci yıl budama yapılacağından ilerki yıllarda iyi verim almak isteyen üretici bundan vazgeçer. Jatropha 4 yaşına girdiğinde olgunluğa erişir ve verimi doruğa ulaşıp bunu 45 yıl tekrarlar.
-
Meyveler çiçek evresinden sonra yeşil erik büyüklüğüne erişir ve pempeleşerek olgunluğa ulaşır. Hasat bu dönemde elle yapılır hasatı yapılan meyvelerden çekirdekler ayrılır ve güneşte kurutulur.
-
Jatropha tarlaya 2X2mt. mesafe ile dekara 250 adet isabet edecek şekilde dikilmelidir. Tohumdan direkt ekimlerde tarla pulluk ile sürülür ve bitki çukurları hayvan gübresi ile zenginleştirilir ekim derinliği 2-3cm.dir. Genellikle her çukura 3-4 adet tohum bırakılır. Normal olarak toprak ısısının 15-16 C dereceyi bulduğu zamanlarda bitki çimlenmeyi 7-8 gün içinde yapar. Ekim tavlı toprağa yapılmalır ve 20 gün sonra eğer yağmur yağmamış ise sulanır.
-
Jatropha naylon fide torbalarında yine aynı şekilde her torbaya 3-4 adet tohum isabet edecek şekilde ekilir sera koşullarında saklanır ve 40-45 gün içinde fide kıvamına gelir toprak ısısı 15 C dereceyi bulduğunda tarladaki yerlerine alınır. Daldırmada ise çeliklerin köklenmesi beklenmelidir.
-
Orman Bakanlığımız Jatropha üretimini teşvik amacıyla girişimcilere 49 yıllığına parasız orman alanı tahsis etmektedir.
-
Jatropha meyvesini ve çekirdeğini hayvanlar ve kuşlar yemez acımsı bir tadı vardır ve zehirlidir.
-
Jatropha’nın yağı alındıktan sonra kalan küspesi azot açısından çok zengindir dolayısıyla bulunmaz bir gübredir.
-
Genelde ağaç başına verim 2kg. çekirdektir. Dekar başına verim 400-700kg.olarak hesaplanabilir.
-
Jatropha yağı hiçbir prosese ihtiyaç olmaksızın yakıt olarak kullanılır,kokusu ve dumanının olamayışı onu çevreci yakıtların başına koyar.
-
Tohumların uzun süre depolanması için nem oranının %5-%7 civarında olması önerilir.
Yukarıdaki durumu dikkate aldığımızda 3 yıl içinde
hedeflediğimiz Polyol üretimimizi gerçekleştirmek için yıllık 50,000 ton
civarındaki yağ ihtiyacımızı önce hem Fahri Başkonsolosu olduğum hem de
barter ile bir değer yaratabileceğim Kamboçya’dan Jatropha
ithal ederek karşılamayı düşünüyoruz. Kamboçya’ya satılacak ürünlerdeki
yerli katkı payı %75’in üstünde olacağı için ilk yıllarda dahi cari
açığa yol açacak önemli bir faaliyet yaratmamış olacağız. Buna paralel
olarak 2013’den itibaren sözleşmeli tarım ile Aspir bitkisini ektirmek istiyoruz. Bu durumda yurt dışında ithalat tümüyle ortadan kalkacak.
Yukarıda adı geçen 3 bitki hakkında son durumu sizlerle
paylaşmış oldum. Türkiye Biyodizel konusunda seçimini yapıp, ekimine
başlaması gerekiyor. Ama ben şimdiden biliyorum ki, gene işin kolayına
kaçıp mısır, kanola gibi bitkilerden Biyodizel üretmeye çalışıp, Türkiyenin cari açığına hiçbir katkısı olmayan bir işin peşine düşeceğiz.
Kategori: Haberler -
January 13, 2012
Kar ve Buzlanma İle Mücadelede Yapılan Yanlışlıklar
16 Ağustos 2011 tarihli “ABD Patent Dairesi İyi Çalışmıyor” (http://www.alphanmanas.com/?p=1839)
yazımda Dragons’ Den programı sayesinde (Ben, Yalçın Ayaydın, Nevzat
Aydın ve Gamze Cizreli ile beraber) yatırım yapılan Drago’da (www.drago.com.tr)
geliştirdiğimiz YEATZ De-Icing Fluid ile ilgili Bugün gazetesinden
sevgili Perihan Çakıroğlu’nun haberini de paylaşmıştım. Haberin kupürü
yukarıda. Ürünümüze Kanada’da bulunan ve dünyadaski önemli havalimanları
tarafından akredite LIMA-AMIL Anti-Icing Materials International
Labarotary’de 3 tane test uygulattık:
Bu bilgiler ışığında İstanbulda 16 Ocak 2012 de çok kısa süre yağan kar’ın yarattığı sıkıntıların nedenlerini sizlerle paylaşmak istiyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi web sayfasında “Büyükşehir Kışa Hazır” diye haber yaparak aldığı önlemleri paylaştı: http://www.ibb.gov.tr/tr-TR/ Görünüşe göre yaşanan sorunlarda İstanbul Belediyesinin bir sorumluluğu yok. Çünkü sorunlar Metrobüs yollarında, E-5 ve TEM otoyollarında yaşandı. Söylediğim noktalar ise Karayolları Genel Müdürlüğü 17. Bölge’nin sorumluluk alanı içide bulunuyor: http://www.kgm.gov.tr/Sayfalar/KGM/ Anlamakta zorluk çektiğim konu 17. Bölge kar’ın hangi saatte dahi yağacağını bilmesine rağmen niye önlem almadığıydı? Eğer yollara sıvı çözücü atılmış olsaydı gazeteler sayfa sayfa kaza haberi yazmayacaklardı. Vatandaşlarımızın gece geç saatlere kalmamak için aniden toplu taşıma araçlarına, otoyol ile köprülere hücum etmeleri ve kötü hava koşulları nedeniyle arabalı vapurların da çalışmaması yaşanan sıkıntıda etkili oldu. Peki Karayolları (ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi) niye sıvı çözücü kullanmıyor? Aslında her ikisi de kullanıyor. Ama kullandıkları “Tuzlu Su”. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi ısrarla Tuzlu Su kullanıyor. Bunun bir yararının olmadığını benim söylemem gerekmiyor: Görünen köy kılavuz istemez misali. Karayolları Genel Müdürlüğü de “Tuzlu Su” ve zaman zaman “Üre” kullanıyor. Her iki kurum bunların dışında Potasyum-Magnezyum-Asetat veya Kalsiyum-Asetat kullanabilir ama bunlar inanılmaz pahalı. Bir de Türkiye’de şöyle bir sıkıntı var. Kış gelip havalar soğudu mu ortalıkta “sıvı çözücü satıcıları” türüyor. Bunlar o kadar anlamsız ürünler getiriyorlar ki, yola döküp, arkanızı dönüp baktığınızda dökülen ürün donuvermiş oluyor. Durum böyle olunca kurumlar da pes edip ucuz ama işe yaramayan çözümlere bağımlı kalıyorlar. Gelecek yıl Türkiye’yi bilemiyorum ama İngiltere’de tüm otoyollarda Yeatz De-Icing kullanılırken, süpermarketlerde plastik şişelerde de Yeatz De-Icing Fluid satılacak. Geçen yıl “İnovasyon” kelimesi duymaktan böğürmek gelmişti. Yazılar, konuşmalar, konferanslar, açık oturumlar. Herkes inovasyon’u tartıştı. Ben tartışmayı sevmiyorum; Yapıyorum. Konu inovasyondan açılmışken: Bitümen, poliüretan ve de-icer karşımının köprü ve otoyollarda kullanılması ile soğuk havalarda kendiliğinden buz çözücü oluşturan bir karışımın Ar-Ge’sini de bitirmek üzereyiz.
Kategori: Haberler -
January 18, 2012
|
CNBC-E’de “Finans Cafe Dünyası’ndan” Programı
Melda Yücel’in sunduğu ve Alphan Manas’ın konuk olduğu programın konusu “Yerli Otomobil ve SAAB’ın Satın Alınması”
Programda anlatmaya çalıştığım TÜSIAD Genel Kurul’u sonrasında Koç Holding Yönetim Kurulu Baskanı Mustafa Koç’un “Yerli Otomobil” konusundaki açıklamalarının arkasında bir planın olmadığı, Chrysler CEO’su Sergio Marchionne’nin Detroit’teki fuar esnasında bizim otomotiv köşe yazarı arkadaşlarımızın biraz da sıkıştırması ile ortaya çıkan birbirini takip eden açıklamalar zinciri olduğuydu.
Programda anlatmaya çalıştığım TÜSIAD Genel Kurul’u sonrasında Koç Holding Yönetim Kurulu Baskanı Mustafa Koç’un “Yerli Otomobil” konusundaki açıklamalarının arkasında bir planın olmadığı, Chrysler CEO’su Sergio Marchionne’nin Detroit’teki fuar esnasında bizim otomotiv köşe yazarı arkadaşlarımızın biraz da sıkıştırması ile ortaya çıkan birbirini takip eden açıklamalar zinciri olduğuydu.
SAAB ile ilgili dün Londra’da
SAAB’ın CEO’su Victor Muller ile görüştük. Spor Otomobil üreticisi
Spyker Cars’ın sahibi de olan Victor Muller SAAB’ı kurtarmak için
elinden geleni yapıyor. Günler geçtikçe potansiyal alıcı için şirketin
değer yaratması gittikçe zorlaşıyor. Çinli ve Hintli alıcılar için onay
süreci sorunu var. Bekleyip göreceğiz.
Kategori: Haberler,Video Podcast -
January 25, 2012
Yılın İşadamı Oldum Ama Olamadım
Bana bir tanıdığım geçen yılın Aralık ayında http://www.kimolsun.com/default.asp
diye bir sitenin “Yılın EN” lerini internet üzerinden verilen oylarla
seçtiğini söyledi. Ben de girdim ve gördüm ki önde gidiyorum. Ne kritere
bakarak oy veriliyordu, açıkçası bilemiyorum ama ipi ben göğüsledim ve “Yılın İşadamı” oldum. Bunun ilgili bana 29 Mart Perşembe 12:36’da aşağıdaki mail geldi:
————————————————————————————————————–
From: Abdullah Yaşar [mailto:iletisim@abdullahyasar.com]Sent: Thursday, March 29, 2012 12:36 PM To: ALPHAN MANAS Cc: Brightwell Info; osivasli@kimolsun.com Subject: Kimolsun.com 2011 Odulleri Daveti… Sn. Alphan MANAS; Türkiye’nin en büyük anket sitesi Kimolsun.com olarak düzenlediğimiz ‘Kimolsun.com 2011 Ödülleri’ anketlerinde ‘Yılın İşadamı’ olarak seçilmiş bulunuyorsunuz. Ödülünüzü 6 Nisan 2012 tarihinde Ramada Plaza İstanbul’da (Şişli) düzenleyeceğimiz ve AB Bakanımız Sn.Egemen Bağış’ın katılacağı ödül gecesinde takdim edeceğiz. Program akışı aşağıda yer almaktadır. Afişi ise ektedir.
Mümkün olan en kısa sürede şahsınıza ait yüksek
çözünürlüklü bir portre görselini ve kısa bir biyografinizi bizimle mail
yoluyla paylaşmanızı rica ediyoruz.
Teşekkür eder, iyi çalışmalar dileriz…Abdullah YAŞAR Kimolsun.com® 0 532 267 26 01 0 212 871 33 99 Program 19.30 – 20.30 Kokteyl 20.30 Açılış Konuşmaları Sn.Abdullah YAŞAR – Kimolsun.com DK Başkanı Sn.Egemen BAĞIŞ – Avrupa Birliği Bakanı 21.00 Ödül Seremonisi 22.00 Kapanış
Not: Kimolsun.com kuralları gereği ödül sadece sahibine
takdim edilecektir. Şayet katılamayacaksanız en kısa sürede bildirmenizi
rica ediyoruz. Tarafınıza ayrıca 5 kişilik davetiye gönderilecektir.
————————————————————————————————————–Ben yoğun mail trafiğinde cevap verene kadar, bana 30 Mart 2012 saat 9:04’de de aşağıdaki mail geldi:
————————————————————————————————————–
From: Abdullah Yaşar [mailto:iletisim@abdullahyasar.com]Sent: Friday, March 30, 2012 9:04 PM To: ALPHAN MANAS Subject: KO 2011 Odul Iptali… Sn.Alphan MANAS; Beklediğimiz zaman dilimi içersinde sizden bir yanıt gelmediği için ödülünüzü iptal ettik. Bilginize sunar, iyi çalışmalar dilerim… Abdullah Yaşar
————————————————————————————————————–
Yani anlayacağınız ben maile 1 günden daha az sürede, 20:28 saat gibi bir sürede cevap vermediğim için artık “Yılın İşadamı” olamıyorum. Bu beni inanılmaz üzdü!!!!
Bu ülkede seçme konusu gerçekten inanılmaz “hakkaniyetsiz”. “O Ses Türkiye” için de sms’i güçlü olanlar birinciyi belirlemişlerdir. Jüri üyesi olduğum NTV Türk Mucit’de
gene birinci sevgili İskender Arıoba da sms’lerle birinci seçilmişti.
Kendisi ile sıkça görüştüğüm için, sonrasında yaptığı çalışmanın
başarılı olduğunu görmüştüm.
Diğer değerlendirmelerim şöyle:
Sağlıksız geçirdiğim 2011 ve 2012 ilk çeyreğini takiben umarım sağlıklı 3 çeyrek ile başarılı bir 2012 tamamlarız.
Kategori: Haberler -
April 2, 2012
|
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







